Çocukluğumda çok kitap okurdum, canım babam bana kitap yetiştiremezdi. Türk masalları vardı içlerinde, biri ciltliydi bana hediye ettiği, kıymetliydi. Hayaller dünyasında yüzen bir kız olduğumun çok bilincindeydi, doyuruyordu beni güzel babam.

Sanırım o masallardan biri olmalı aklımda kalan…prens bir gece sabaha doğru bahçeden gelen melodilere uyanıyor. Bahçeye çıkıyor, güzel bir kız dans ederek mırıldanıyor bir şarkı, avucunda güller. Prens aşık oluyor kıza ve tam kendini göstermek üzere saklandığı duvarın arkasından çıkarken gün ağarıyor ve kız kayboluyor. Aynı yere ertesi gece gidiyor, gece boyu bekliyor, uyumamak için direniyor ama uyuyakalıyor. Ertesi gün aynı duruma düşmemek için bıçağın ucuyla parmağını kesiyor ve üstüne tuz basıyor. Uyanık kalmayı başarıyor. Sonrası mutlu son olmalı hatırlamıyorum. Ama bana bunu çocukluğumdan getirip önüme koyan ne?

Sanırım değer için göze alınanlar. İnsan bir “değer”dir, bunu size hissettiren kişi de “değerli”dir.

Ne kadar değerlidir “dinlenilmek”… Beni gerçek anlamda dinleyen tek bir erkek oldu ömrümde. Dinleyip cevap veren… dikkat, ‘ihtiyaçlarım  doğrultusunda hareket eden’ demiyorum. Dinleyip anlamaya çalışan, sözlerimi önemseyen biri.  Asla altında buzağı aramayan, açıklık bulup oradan egosunu, korkularını tatmin etmeyen, yargılamayan, kendini aşmış biri. Oysa, bambaşka bir kültür, başka bir din, başka bir dildi. Fakat gönülden biriydi. Öyle ki, geç vakitler telefon konuşmalarında, nefes alış verişlerinden anladığım kadarıyla ara ara uyuya kalan ve uyanık durmak için elinden geleni yapan, tamamen beklentisiz bir insan. Hiç bir duvarım yoktur o kişi için. Korkusuzca ruhumu açtığım bir insandı. Hayatında hep mutlu olmasını diledim ve hâlen dilerim her neredeyse. Benim ruhuma merhem olmuştur, inandırmıştır beni, almak için değil vermek için veren insanların da var olduğuna. Oysa ki, ona ne gönül bağım ne de zihinsel bir bağım var, ama halen ruhumla bağlıyım, çocuğum gibi, abim, annem, bir dostum gibi.

Uzun yıllar birlikte olduğum insanın bedensel, şimdi önemsediğim bir insanın sadece zihinsel olduğunu görüyorum. Bunu çoğaltıp bütünde kabul etmemeyi sonunda öğrendim…çünkü lazım olan ruh. Pek bir aksak giden ilişkilerle farkındalık yarattım zaman içinde ve sonuçta bir bütünden ruhu, bedeni, ve zihni ayrıştırabildim. Doğru,…biz kadınlar zeki erkekleri severiz, sohbetleri zihnimizi okşar. Güzel seven sevişen erkekleri severiz, bedenimizi okşar. Bizi duygu seline boğan erkekleri de severiz, kalbimiz heyecanıyla gençleşir. Peki ya ruhumuzu okşayan adamları? Değerimizin hakkını verenleri? Yani, en değerlileri!?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s