Her şeyin illüzyon olduğu bu dünyada yakaladığımız birkaç gerçekliğin değerini bilmekte ne kadar zorlanıyorsak, gerçek olduğunu sanıp da illüzyon olduğu gerçekliğine vardığımızda bir o kadar çöküyoruz.

‘Zehirli İlişkiler’ Ani Eryorulmaz’ın bir kitabı. Bir tavsiye üzerine aldığım, sonrasında sevdiklerime de alıp hediye ettiğim bu kitabı, yıllar önce bitiremediğim evliliğim sırasında okumuş olmayı çok isterdim. Eminim ki kararlarımı daha erken verme şansını yakalardım. Ama bugün bile okumuş olmamın faydaları büyük, bugünü ve sonrasını şekillendirmesi adına.

Farkındalık bence bu dünyada elde etmiş olmamız gereken en büyük güç. Kitabın ilk sayfalarında fena sarıyorsunuz kitaba, sizi anlattığı için belki de en çok. Herkesin kendini bulabileceği bir bölümle başlıyor kitap ‘Kızgın ve Öfkeli’. Bu ana başlık altında geçen pek çok alt başlık son verdiğim evliliğimin ana öğeleriydi. Sözel taciz; esirgemek vermemek, değersizleştirme, oyalama, suçlama, yargılama, eleştirme, tehdit etmek,…en önemlisi ise yok saymak. Ne hikmettir ki bugün yazarken bile beni duraksatan bu alt başlıklar, o günlerde beni duraksatmamış ama yavaş yavaş duygusal bir çöküşe götürmüştü. Malum, bilincin kabul etmediği bilinç dışında hep çalışıyor. Dolayısıyla ben de ‘Kızgın ve Öfkeli’ ana başlığının alt başlıklarından sözel taciz ve suçlamaya icap eder olmuştum.

Farkındalığım biraz ağırdan ve zorlu geldi ama neyse ki geldi. Sonunda ‘kızgın ve öfkeli’ bir adamla bir ömür geçirmekten vazgeçtim. Yavaştı, çünkü açıktan gelmedi sözel tacizler, örtülü geldi. Zordu, çünkü tahrip gücü yüksek oldu.

Farkındalığım iyi ki geldi, hoşgeldi. Bugün yine elime aldım kitabı. Bugün yine karşı karşıyayım ‘kızgın ve öfkeli’ ile. Ama farkındayım, yazarın dediği gibi bu duyguların son derece doğal ve insani olduğunun. Sadece izliyorum son derece doğal, hepimizde var olan, mutlu olmak gibi bu duyguyla, acaba karşıdaki ne yapıyor diye.

En çok karşılaştığımız, belki de en çok yaralandığımız değersizleştirmeyi karşı tarafın gerçekliğini reddetme olarak nitelendiriliyor yazar. Buradaki sıkıntı kendini değersiz hisseden bir kişinin karşı hissettiriyormuş algısındaki davranış şekli. Çünkü gerçekte reddedilmeyen bir gerçek eğer reddedilmiş olarak algılanıyorsa, aslında değersizleştirilmeyen kişi, kendi gözünde değersizleştirilmiş gibi hissediyor ve bunu suçlamaya dönüştürebiliyor. O zaman da bu davranış ve duygu bir kısır döngüye dönüşüyor. Değerlerle ve iletişim becerileriyle ilgili sorunlar oluştuğu gibi özgüvene de fena dokunuyor değersizleştirme. İlişkiler zedeleniyor.

Yazarın dediği gibi duygular belki de en haklı olduğumuz alandır. Yanlış hissetmeyiz. O yüzden ‘ne hissediyorum’ sorusunu bir süredir sormayı öğrendim ilişkilerimde.

Sözümü kitabın ilk sözüyle sonlandırayım. Mevlâna demiş: “Öfke rüzgâr gibidir, bir süre sonra diner, ama birçok dal kırılmıştır bile.”

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s