Altmışyedi (yanmak)

Tek ihtiyacımız sevgi. Tanımı ne olursa olsun.

İki kedimiz var okul kapısında. Her öğrenci yanlarından geçerken bu kedilere bakar, sever, gülümser, bazen besler, bazen okşar, iletişime geçer, öyle veya böyle. Ama dikkat ederim merhaba bile demez öğrenciler birbirlerine. Gözgöze bile gelmezler. Düşündürür bu beni haliyle.

Sevgiye bu kadar açken nasıl olur da birbirimizden bunu esirgeriz şaşarım. Esirgemekle kalmaz yok sayarız bazen. Bazen de uğruna yok ederiz. Sanırım bir tek insan oğlu aşk için sevgi için şiddet gosterir, savaş çıkarır, yok eder. Aşk için yanmak yerine yakar geçer.

Onu sevmem için çırpınan küçük küçücük bir köpeğin yaptığı oyunlara bakiyorum. Kucaklayıp koltuğa yanıma aldığımda kafasını kucağıma koyup uyuyuşuna mest olmuş durumdayım. Beklentisiz, pürüzsüz sevgi. Hadi köpek ne anladı sevgiden, adını farklı koyalım, diyelim ihtiyaç; temas, sıcaklık, güven…

Bunu almak için safça çabası, eğlenceli dönüş hareketleri, kendince ifadelerini anlayan, ben. Sonuç: kucağımda uyuyan mutlu bir köpek, inanılmaz keyifle kalbimi ısıtan ben.

Kim daha kazançlı?

Altmışdört (ara)

Dedim dostuma “Nedir bu durum!!” Kaldıramaz olduk duygu selini! Birimiz aşktan gelen, diğeri nefretten. Alt üst olan yaşamlarımızda sağlıkla mücadele etme çabamızdaki sekteye uğramalar…bizden mi, karşıdakinden mi? Aşkın yarattığı duygu karmaşasını kaldıramayanlar, üzüntü ve öfke yaşayanlar, dost kazığını kaldıramayanlar, üzüntü ve öfke yaşayanlar…Sanki birisi artı birisi eksi sebepten dolayı, fakat ikisi de aynı. Çünkü bizde yarattığı hissiyat aynı, kaçış duygusu aynı.

Dik durmaktan mı yorulmuşuz, prensiplerimizi ve doğrularımızı yaşatmaktan mı? Hayata yenilmemek adına sevmeye devam etmek, onurlu davranışlardan ödün vermemekten mi yorulmuşuz yoksa, diğeri gibi olmamak çabasından mı?

Nitekim karşı taraftan gelen kaçışa yönelik ifadeler de dikkate alınmalı. “nedir sorun, herşey normal”, “eski yaralar mı kaşınıyor” tabirlerinden demetlerle aslında abarttığının, ‘sorun sende, bende değil’ mesajları…pek güzel!

Aslında işin matematiği, analitiği, dolayısıyla denklemin sonucu gayet net. Karşı taraf der ki: “Elindeki imkanlarla sahip olamayacağın nelere sahip ettim seni, ne kadar iyi niyetle, sevgiyle (ama haksız bir sözleşmeyle!)”, “Bana düşeni yaptım istediğin gibi işlem gerçekleşti (herhalde!)”.

Oysa bilmezler ki matematiğin bile empatisi vardır, maalesef insanın yokken. Matematik sorar, denklem sonucunun sağlamasını yaptın mı diye!!! Yapmadığın zaman operasyon doğruysa bile hasta masada kalır. Her taraf kaybeder.

Farkındalık ve bilgelik on beş dakikalık kalp masajı yapar oysa, umut ederek. Çünkü herkesin kazanacağı umudu ve kabulü vardır.

Altmışbir (boş yaprak)

Eski bir yazımı paylaşacağım bu güne özel, Çünkü bu yazılanlar bugün yazılsa aynısı çıkardı benden.

“Bir öğrencim yazmış face de “Sevginin kutlaması olmaz! Sessizce yaşanır, seyirci olmadan. Sadece iki tanığı vardır. Zaten sevgi; onlardır” diye. Kendisi mi yazmış, başkasının yazdığını mı paylaşmış bilemem, fakat sevgililer gününde okuduğum en güzel yazıydı bana göre. Sevginin anlamını anlamış aşkla yaşayan biri olmalı paylaşan kişi..benim yorumum bu.

Eminim ki başka yorumlar olacaktır. A bak belli ki yalnız bizi kıskanıyor diyerek tu-kaka yapanlar da benim gibi alkışlayanlar da.

Ben sevginin aslında hepimizin içinde safça var olduğunu, delicesine aşkı yaşayabilmek için çırpındığımızı, bir bakışa bir gülüşe bir dokunuşa hasret kaldığımızı düşünüyorum. Aşkı belki ucundan kıyısında yaşadığımız ya da harbi yaşayarak çok yıprandığımız hayatın içerisinde, kısa süre de olsa aşkı yaşamak için çok fedakarlıklarda bulunmayı düşünsek bile korkularımız yüzünden adım atamadığımızı görüyorum. Neden atalım ki? Süreçte aldatılacaksak veya aldanacaksak, yaşadığım en gerçek dediğin şey aslında bir yalansa, kötü örneklerle ve tecrübelerle sarpa sarıldıysak ve herşeyden öte aşkı yaşamak isterken aklımızda başka edinimler var ise, ki kalbi değil sadece aslı ruhu yaralayan en büyük kötülüktür amaçlı “aşk!”…Oysa AŞK aslında bu hayattan değildir, aşk içerisinde madde ve ihtiyaçları barındırmaz, korkuları hiç sayar, bu dünyanın gerçeklerini görmez. Aşk sevdiğinin gözünde iki saniye içinde bir ömür yaşamaya benzer, sessizdir. Seyircisi yoktur.

Aşkı bulun ve aşkla kalın

Altmış (AŞKmış)

Su demiş toprağa
Ben neyim ki sensiz
Sadece bir dinlence
Gelen geçen döner bakar
Sesimden mest olur
Dinler huzur duyar
Anlamaz ruhumu, sunduklarımı
Varlığımla yetinir.

Sakin sakin akarım
İçimdekini beslerim
Dışımdakine eğlence
Ya bir el dalar bulanıklaştırır
Ya serinlemek için azar azar içilir
Ya da kendine ayna
Az bir fayda
Anlık bir rahatlama

Toprak yükseltirse
Ancak imkanlar verirse
Şelale olur
Gürül gürül akarım
Düzlüğe varınca taşarım
Toprağa fayda sağlar
Doyasıya beslerim
Toprak beni beslerken

Arada bir sarsacaksın ki kabaracağım
Salacağım varlığımı toprağa
Yeni yaşamlar vermek adına
Toprakla beslenirken
Besleyeceğim var olmak adına
Zenginliklere sahip toprak
Ne yazar sulanmadıkça
Neye yarar beslemedikçe

E.G. (Kırkbir Yaprak Gül)