Seksenbir (kabul)

Hafta sonu katılacağımız bir seminer çerçevesinde konuşurken ‘güven’ kelimesi geçince cümle içerisinde takıldım anılara. Bir yandan dinlerken arkadaşımı, onunla o an içinde ama başka bir alemde belki de bir saat harcadım anılarımla, düşüncelerimle.

İlişkilerde en önemli unsur hiç şüphesiz güven. İşin ilginç tarafı kişi kendine çok güvenli olabildiği gibi ve sosyal hayatta da güven konusunda problemi olmayabilirken, ilişkilerinde güvenli bağlanamıyor olabilir. Ki, ben öyleyim. Sebebi her ne ise, bence en büyük sıkıntı duvarlarını kaldırdığın, içine aldığın düzeylerdeki ilişkilerde daha da ağır yaşanıyor olması güvenli bağlanma sorununun.

Sebebi aslında kişinin kendinde, yani bende, kimbilir belki de hatırlamadığım çocukluk anılarında. Ama sebebinden bağımsız, eğer kişi bunun farkında olup bunu söze dökebiliyorsa, yani güvensizliği tanımlayabiliyorsa, karşı tarafın bunu anlaması ve kabul etmesi, ve buna göre davranması gerekiyor ilişkilerin devamı için. Çünkü benim kayıtlarımı kabul etmediği zaman bendeki değerin karşılık bulmamasıyla birlikte beni reddetmiş oluyor.

Oysa, kabul etmeyebilir sebeplerimi, ama değer veriyorsa davranışlarını ona göre sergileyebilir. İçselleştirmez ama ona göre davranır.

En kötüsü de bu ret davranış örüntülerini aslında çok defa görüp, çok defa anlatıp, çok defa yaşarsanız, acaba neden kabulleniyorsunuz noktasını iyi düşünmek gerek. Aslında siz reddedildiğinizde neden reddedemiyorsunuz? Belki de var olduğumuzu illa olumlu davranışları görerek değil olumsuzları kabul ederek de hissediyoruz. Ve en önemli var olma duygumuzu böyle yaşıyoruz. Aslında bu da önce birey olarak bizde sonra da toplumumuzdaki en büyük yaralardan biri bence.

Ama var olmak tek başına yeterli değil, değerli olmak ve güvende olmak şart ilişkilerde.

Zor da olsa reddedilmeyi reddetmek adına yazıyorum. Çünkü ben değerliyim.

Seksen (sebep)

Aşk nedir diye sormuşlar beyine. Beyin demiş ihtiyaçlar, kazançlar…karşılıklı ihtiyaçlar karşılanıyorsa var, her iki taraf da kazanıyorsa var. Bu kadar basit mi diye tekrar sormuşlar. Beyin demiş ki tabi ki değil. Çok karmaşık bir matematik aslında, beş duyuyu içeren. Zaman mekân ve durum da belirleyici faktörler. An, geçmiş, gelecek her şey içiçe. Açıklaması zor, ben yaparım bu matematiği bu dünyada, sen kâğıda söze dökemezsin; senin en fazla yapabileceğin, kazanımlar kaybedilenler tablosu.

Tatmin olmamış soran aldığı cevaptan. Kalbe sormuş bu sefer, aşk nedir diye. Aşk tarifsiz bir duygudur demiş kalp. Sihir gibi üstüne çöker insanın, paylaşımlarla gelişir, ben yok olur, biz var olur.

Çok basit açıkladın demişler kalbe. Beyinin yaptığı matematiğin altında ezilirsin. Aşkı var edemezsin.

Gülmüş kalp…Aşk vardır çünkü kalp daha güçlüdür beyinden. Yaydığım enerji bin kat fazladır. Beyin de bunu bilir o yüzden hep zorlar, hep zorlar. Çoğunlukla da kazanır. O kazanır çünkü benim enerjimi güçsüzleştirir beden, beyinin karşısında. Çünkü anlamaz beden, belin-dilin-elin önemini duygularda. Özen, güven, emek olmadan güçsüz kalırım beyin karşısında. Ama hep de yenilmiş sayılmam çünkü o kazanana kadar yaşananlar tarifsizdir…

Altmışbeş (çözüm)

Ne çaresizlik çözümsüzlük

Her şeyin çözümü var iken.

Yazık kaybedilen zaman

Aslında sevgi var iken.

Tek çaresi sabır değil

Eksiltilen güveni tamamlamak iken

Zamana dem vurulur

Kaybedilen hissiyat iken.

E.G. (Kırkbir Yaprak Gül)

Onbir (Yaratıcılık ve Güven)

Numerolojide onbir sayısı bir sayısının iki kere önemini ifade eden bir sayı. Bir sayısı ‘yaratıcılık ve güven’ i temsil ediyor. Dan Millman ‘Hayatınızın Amacı’ adlı kitabında bir sayısına sahip bireylerin amaçlarının dünyaya pozitif yaratıcı enerji sunmaları olduğunu söylüyor. İki tane bir sayısının yanyana gelmesi, yani onbir sayısı da bu amacı iki kat artırıyor. Bu kişilerin önce güven problemlerini yenmeleri gerekiyor ki dünyaya yaratıcılıklarıyla katkıda bulunsunlar. Bu aynı zamanda benim sayım, ve ben bu sayıyı EĞİTİM’in tanımına uygun buluyorum.

Hiçbir zaman parlak bir öğrenci olmadım. Ama sorumluluk sahibi olduğum için notlarım geçer, zamanında mezuniyet fazlasıyla yeterli oldu…  Hayatta hep öğrenmeyi, araştırmayı, farklı alanlarda bilgi edinmeyi sevdim. Çok okudum. Çizgilerim belirgin olmadı, ama çok sayıda çizgim oldu. Dolayısıyla çizgiden çok desen oluşturdum.

Şimdi de öğretirken çizgileri takip etmiyorum. Eğitim sistemini hiçbir zaman beğenmedim. Ezbere zorlayan, düşünmeyi öldüren, kendi fikrini kabul ettiren zihniyete hep karşıydım. Tabi öğretim kısmında, artık iyi kötü değerleri oluşmuş veya hiç oluşmamış öğrenci kitlesine öğretirken çok zorlandığım zamanlar oldu. Sorgulamayı, saygıyı, empatik yaklaşımları ve pek çok temel değerleri sonradan öğretebilmek çok zor. Oysa eğitim öğretim, temelinde değerler içermeli. Bu değerleri öğrencilere ders araları serpiştirirken rastladığım birçok yazı, video da var kitapların yanı sıra.

Mandela’nın ‘eğitim dünyayı değiştirecek en güçlü silahtır’ sözünün değerler olmadan eksik kaldığı ifade ediliyor. Eğitimin artmasına rağmen dünya daha iyi bir yer değil, insanlar daha mutlu, daha iyi değiller ve sebebi eğitimin artık ‘değerler’e gereken önemi vermemesi…Eğitimle bilgi yayılıyor fakat değerler yayılmıyor. Bhagavad Gita’nın eğitimin temel içerikleri diye saydığı değerler; alçak gönüllülük, kibirsizlik, hoşgörü, (her açıdan) temiz olma, sadelik, kendini (ve nefsini) kontrol etme, kendini farketme ve mutlak doğruluğu arama. Bence bu listeye başka temel değerler de eklenmeli.

Siz bu değerleri çocuklarınıza verin, yetersiz bir eğitim sisteminde bile bir şekilde çocuğunuz kendini bulacaktır.

Keşke çocuklarımız üretmeyen birilerini takip etmek yerine, üreten birilerini, bilgiyi takip etse.

Bilgiye güvenin, bilgiyle yaratın, bilgiyle kalın.