Altmış (AŞKmış)

Su demiş toprağa
Ben neyim ki sensiz
Sadece bir dinlence
Gelen geçen döner bakar
Sesimden mest olur
Dinler huzur duyar
Anlamaz ruhumu, sunduklarımı
Varlığımla yetinir.

Sakin sakin akarım
İçimdekini beslerim
Dışımdakine eğlence
Ya bir el dalar bulanıklaştırır
Ya serinlemek için azar azar içilir
Ya da kendine ayna
Az bir fayda
Anlık bir rahatlama

Toprak yükseltirse
Ancak imkanlar verirse
Şelale olur
Gürül gürül akarım
Düzlüğe varınca taşarım
Toprağa fayda sağlar
Doyasıya beslerim
Toprak beni beslerken

Arada bir sarsacaksın ki kabaracağım
Salacağım varlığımı toprağa
Yeni yaşamlar vermek adına
Toprakla beslenirken
Besleyeceğim var olmak adına
Zenginliklere sahip toprak
Ne yazar sulanmadıkça
Neye yarar beslemedikçe

E.G. (Kırkbir Yaprak Gül)

Ellidört (tarifsiz tarif – dört element)

Suyun verdiği doyumu ve sakinliği, dökülürken yarattığı huzuru,

Odunun verdiği güveni, oluşturduğu sıcaklığı, yanarken çıkarttığı seslerle bizi daldırdığı güzel hayalleri,

Toprağın verdiği bereketi, doğduğun topraklara attığın adımlarla gelen tarifsiz mutluluğu,

Havanın hissiyatı, kokusu , varlığıyla yaşamın bir parçası olduğumuz gerçekliğini ne yener bu dünyada?

AŞK?

Sağlıkla ve sevdiklerinizle tüm bunların farkındalığı ve yaşanmışlığı tarifsiz…Hep bu tarifsiz duyguları yaşayacağımız yıllara merhaba…

Dört – Element içinden SU

SU…water…wasser…aqua…diller nasıl ifade etmiş olursa olsun en değerlimiz, sağlığımızın kaynağı. Hayatımda en düzgün tükettiğim sadece bir dönem oldu suyu. Tabi ki ihtiyaç çerçevesinde hepimiz tüketiyoruz da unutuyoruz, yerini başka içeceklerle hatta yiyeceklerle dolduruyoruz çünkü farkındalığımız yeterli değil. Tabi sadece su ile sınırlı değil fakat en önemlisi diye bahsini ediyorum.

Peki hangi dönem dersiniz? İlk hamilelik dönemim: Amerika’dayım, öğrenciyim, birçok yokluk içinde… en önemlisi de “aile”. Yanımda hiçbir aile bireyi yok (kocam dışında). Annem, teyzelerim, kuzenlerim, hatta komşu teyzeler…kızlar yani.. yoklar…bana hamilelik sürecinde faydası olabilecek kişiler yok. Tabi bu yokluk içerisinde kitaplara sarılmışım, kendi kendime öğrenmeye çalışıyorum bilmediğim kulvarlarda sağlıklı yüzmek nasıl olur diye. Sülalenin en küçüklerinden biri olarak ne bir bebek görmüşüm ne de birisinin hamilelik sürecinde bulunmuşum.

Kitaplardaki beslenme bilgilerini uyguladım. Her gün iki ila üç litre su tükettim o dönemde. İlk zamanlar beni kusturdu, cidden, mide bulantılarına hiç iyi gelmiyor, ama yılmadım. Sonraları ancak alıştım. Fakat bir hamilelik dönemi ki anlatamam. Saçlarım gürleşti, cildim hiç bu kadar güzel ve pürüzsüz olmadı. Sebebi hormonlar diyen çok vardır ama ben gerçekten suyun mucizesinin ağır bastığını düşünüyorum. Bilim ve herşey bunu söylerken, ayrıca yaşamışlığım varken neden hala suyu tüketmekte zorlanıyorum bilemiyorum. Çocuğum ve yalnızlığım ve endişelerim su içmeme sebep oldu, ama aklım bunu bilirken neden kalıcı bir alışkanlıkla desteklemiyor şaşarım kendime.

Aslında su içme alışkanlığım bir süre devam etti, sağ olsun oğlum. Doğumdan beş altı sene daha devam etti diyebilirim ve Türkiye’ye döndükten sonra bir iki sene içinde alışkanlığımı kaybettim. İkinci hamileliğim.., yok mümkün değil çok zorlandım su içmekte. Çok kilo aldığım çirkinleştiğim ve çok baş ağrısı çektiğim bir hamilelik süreciydi. Tesadüf mü, hormonlar mı yoksa suyun mucizesi mi bilemeyeceğim. Ben suya inanıyorum. İnanıyorum da!..Bilincinde de olsam, vücudum sürekli suyun eksikliğini de hissetse, bu eksikliği gidermek için iki senedir kendimi nasıl zorluyor olsam da su tüketmek için, oldukça başarısızım diyebilirim.

Ama şunu yapıyorum. Suyu içmeden içine güzel dileklerimi sunuyorum, o düşüncelerin bir şekilde minerallerin arasında yer bulacağına ve içtiğimde beni o güzel enerjiyle de besleyeceğine inanıyorum.

Biraz daha ‘Masaru Emoto’ mu okusam? SU ile ilgili her motivasyon gerektiğinde okumak gerek bence.