Otuziki (Serendipity)

Serendipity tesadüfi olayların ve gelişmelerin mutlu ve faydalı sonuçlara dönüşmesini ifade eden İngilizce bir kelime. Ve benim en sevdiğim romantik filmlerden biri…İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim…yüzünüzde gülümseme eksik olmaz o dakikalarda…aşkın iki insan arasındaki (neredeyse fiziksel gözle görülür bir şey gibi) akışını, umudu, kaderi, heyecanı naif şekilde anlatan bir romantik komedi. Hepimize o kadar yakın, ama çabuk tüketen ve değerlerin yok olmaya yüz tuttuğu çağımıza biraz uzak…izlemeden anlatılamaz.

Nereden çağrışım yaptı derseniz, yazılarımdaki tesadüfi durumlardan…bir de laf aramızda tatlı bir tesadüften…aslında çoğumuz özümüzden kültürümüzden farklı uyumsuz birliktelikler içindeyiz. Uyumsuzluklar sonucu yaşadığımız pingpong topu gibi çarpışmalar içerisinde her ne kadar birbirimize çekilsek de, bir o kadar şiddetle uzaklaşabiliyoruz. İşte o uzaklaşılan süreçlerde çoğumuzun basit beklenmedik bir şekilde özlerine uygun kişilerle bir araya gelebileceğimize olan inancım sonsuz. Hani olur ya son derece tanıdık bir hisle çekilirsin bu aslında hiç tanışmadığın kişiye, gözlerinden kalbine yolculuk edersin zaman kavramı yokcasına. Ayrılıklar da bir nimet içeriyor bu durumda, öyle değil mi?

Güzel insanların hep kendinden epeyce farklı insanlarla birlikte olduğuna şahit oldum yıllardır. Farklı derken de aslında verdiği değerlerden ödün verecek kadar farklı insanlarla birlikteliklerden bahsediyorum. Hassas olanların mesela kaba biraz yıkıcı fakat sahip davranışlı insanlarda güven aradıklarına çok şahit oldum. Zamanla kişinin gerçek doğasını görüp, aradıklarını bulamadıklarında uzaklaştıklarını da. Kızgın ve enerjik insanların sakin insanlarda huzur bulduğunu gördüm. Huzur buldukları insanları yıpratarak uzaklaştırdıklarını da. Bu söylediğim öyle basitçe ters kutupların birbirini çekmesi gibi bir şey değil aslında…

İşte, bu güzel insanların aslında daha meraklı olanlar olduklarını, kendinde ve herkeste farkı merak ettiklerini düşünüyorum; Serendipity ye olan inançlarını. Bazılarımız, belki nispeten daha naif ya da daha cesur olanlarımız, olmazla yaşamaya çalışarak belki de çeşitlendiriyoruz kendimizi. Hani kan karışınca daha güçlü nesiller çıkar ya ortaya, belki de böyle daha güçlü kafalar sağlıyoruz kendimize, sınırlarımızı esnetiyoruz, net belirliyoruz. Tecrübe ediniyor, büyüyoruz. İnanıyoruz bu kelimenin anlamına.

Onyedi…

Yaş 47, en sevdiğim sayı 17, uğurlu sayım 7… Ertuğrul Özkök’ün yazdığı kitap veya Defne Samyeli popülaritesinde olmasam da, naçizane 47 kendimi sevdiğim yaş diyebilirim. Tabi yaş değil asıl olan, gün.Bu yaşımda tekrar döndüm günleri kendi içinde değerlendirmeye. Koşturmadan, kısır döngüden, beynin düğüm saçaklarından, geçmişi ve geleceği düşünmekten çıkabildiğim kadar çıktığım, bugünü yaşamaya başlayabildiğim bir yaş. Ne kadar beceriyorum? Başkasına göre az olabilir ama kendime nispeten dört dörtlük. Aşka doğru bir iyileşme…yakındır 🙂

Her günün bir güzelliği var kendi içinde. Dün üzülürken, bugün yaşadığım bir tebessüm, ısrarlı bir bakış ve çocuksulaştığım, yani heyecanlandığım ama korktuğum ve hoşuma giden ama güvensizleştiğim anlar. Bir tebessüm, bir ilgi nelere kadir! Sevgi akışının pırıltıları… Anlık ama olsun. O pırıltının size ulaşıp ulaşmayacağı meçhul, belki kaybolur gider, ki genelde gider, verene de alana da yanılsamadır çoğunlukla… Ama sizde yarattığı o anlık etki dünyalara değer. O yüzden hep diyorum sevgi mi arıyorsun, önce ver, beklentisiz ver ki sana gelsin. Bu pırıltı söner gider ama bir başkası yangına döner.

Bir erkek her sabah yolda dinlediğim bir radyo programına bağlanmış ve teşekkür etmişti bir kadına, tanımadığı bir kadına. “Her zaman arabada giderken yayalara yol veririm, ama bugün o kadına yol verdiğimde bana baktı gülümsedi ve başıyla selam verdi, çok hoşuma gitti” demişti. Neden?…çünkü yaptığı güzel şey fark edildi, değer verildi, ve anlık bir güzel tebessümlü bir bakış kazandı. Ben bu hikayeyi unutmadığıma göre, o adam da unutmamıştır.

Bence bu anlık hikayeleri aslında unutmuyoruz hiç birimiz. Diyorum ya, hepimiz, her canlı sevgiye aç ve muhtaç…peki neden vermesini bilmiyoruz? Hadi verdik, sonrasında neden anlamsız anlamlar yüklüyoruz.

Beklentisiz ulaştırdığınız, içinizden akan pırıltılardır dünyamızı aydınlatan. O pırıltıyı yakaladığınızda da sönmemesini dilemektir aşka olan inanç.