Yetmişüç (kelime)

Beynime dur demenin, kalbimi dinlemenin, onun sızısını almanın yoludur yazmak benim için. Kısa dönemli kazançtır; öfke kontrolüme, yanlış adımlarıma, acımın azalmasına bir yoldur. Uzun dönemli kazançtır; çünkü duygu ve düşüncelerimin tarihçesidir. An’a bıraktığı, yani o anda yaşadığım ve sonrasına taşımadığım olaylardır.

Bugün yazıyorum uzun bir aradan sonra. Ani kararlar vermemek için. Kendimi durdurmak için. An’da bırakmak için. Bu cansız sayfalara üzüntümü akıtıp onu enerjisiyle iyileştirmek için yazıyorum.

Ben dokunduğum her şeyin canlandığını düşünürüm. Dokunmak çok kıymetlidir eğer iç enerjinle besliyorsan. Sonsuz bir kaynaktır. Bir bakışla, bir gülümsemeyle, bir kalemle, bir kağıtla, bir nefesle. Ben kendime nefes vermek için yazıyorum aslında.

Altmışdört (ara)

Dedim dostuma “Nedir bu durum!!” Kaldıramaz olduk duygu selini! Birimiz aşktan gelen, diğeri nefretten. Alt üst olan yaşamlarımızda sağlıkla mücadele etme çabamızdaki sekteye uğramalar…bizden mi, karşıdakinden mi? Aşkın yarattığı duygu karmaşasını kaldıramayanlar, üzüntü ve öfke yaşayanlar, dost kazığını kaldıramayanlar, üzüntü ve öfke yaşayanlar…Sanki birisi artı birisi eksi sebepten dolayı, fakat ikisi de aynı. Çünkü bizde yarattığı hissiyat aynı, kaçış duygusu aynı.

Dik durmaktan mı yorulmuşuz, prensiplerimizi ve doğrularımızı yaşatmaktan mı? Hayata yenilmemek adına sevmeye devam etmek, onurlu davranışlardan ödün vermemekten mi yorulmuşuz yoksa, diğeri gibi olmamak çabasından mı?

Nitekim karşı taraftan gelen kaçışa yönelik ifadeler de dikkate alınmalı. “nedir sorun, herşey normal”, “eski yaralar mı kaşınıyor” tabirlerinden demetlerle aslında abarttığının, ‘sorun sende, bende değil’ mesajları…pek güzel!

Aslında işin matematiği, analitiği, dolayısıyla denklemin sonucu gayet net. Karşı taraf der ki: “Elindeki imkanlarla sahip olamayacağın nelere sahip ettim seni, ne kadar iyi niyetle, sevgiyle (ama haksız bir sözleşmeyle!)”, “Bana düşeni yaptım istediğin gibi işlem gerçekleşti (herhalde!)”.

Oysa bilmezler ki matematiğin bile empatisi vardır, maalesef insanın yokken. Matematik sorar, denklem sonucunun sağlamasını yaptın mı diye!!! Yapmadığın zaman operasyon doğruysa bile hasta masada kalır. Her taraf kaybeder.

Farkındalık ve bilgelik on beş dakikalık kalp masajı yapar oysa, umut ederek. Çünkü herkesin kazanacağı umudu ve kabulü vardır.

Ellidokuz(dakika sessizlik)

Dinginleşmiş olmalıyım, sesim soluğum çıkmıyor.

Fırtına sonrası uçsuz bucaksız denize bakarsın, ufuklar bir farklı renktedir. Uzaklaşan gri, mavi tonları rahatlamanın müjdecisidir. Bilirsin güneş açacaktır, kıpır kıpır olacaktır için. Ama daha o demde değilsindir. Vakti vardır daha…beklemenin tadı da vardır…motivasyon da yanında.

İşte öyle bir günün öğleden sonrası…elime kalemi almakta zorlandığım, elime aldığımda ise yabancılaştığım duygusuyla, gözlerimi rengarenk ufuktan çekemediğim, düzenli nefes alışverişleri arasında, an’ı an be an yaşadığım öğlenin sonrası…

Bu sakinliğin bedeli yazamamak olmasın…tek beklentim.