Yetmişüç (kelime)

Beynime dur demenin, kalbimi dinlemenin, onun sızısını almanın yoludur yazmak benim için. Kısa dönemli kazançtır; öfke kontrolüme, yanlış adımlarıma, acımın azalmasına bir yoldur. Uzun dönemli kazançtır; çünkü duygu ve düşüncelerimin tarihçesidir. An’a bıraktığı, yani o anda yaşadığım ve sonrasına taşımadığım olaylardır.

Bugün yazıyorum uzun bir aradan sonra. Ani kararlar vermemek için. Kendimi durdurmak için. An’da bırakmak için. Bu cansız sayfalara üzüntümü akıtıp onu enerjisiyle iyileştirmek için yazıyorum.

Ben dokunduğum her şeyin canlandığını düşünürüm. Dokunmak çok kıymetlidir eğer iç enerjinle besliyorsan. Sonsuz bir kaynaktır. Bir bakışla, bir gülümsemeyle, bir kalemle, bir kağıtla, bir nefesle. Ben kendime nefes vermek için yazıyorum aslında.

Ellidokuz(dakika sessizlik)

Dinginleşmiş olmalıyım, sesim soluğum çıkmıyor.

Fırtına sonrası uçsuz bucaksız denize bakarsın, ufuklar bir farklı renktedir. Uzaklaşan gri, mavi tonları rahatlamanın müjdecisidir. Bilirsin güneş açacaktır, kıpır kıpır olacaktır için. Ama daha o demde değilsindir. Vakti vardır daha…beklemenin tadı da vardır…motivasyon da yanında.

İşte öyle bir günün öğleden sonrası…elime kalemi almakta zorlandığım, elime aldığımda ise yabancılaştığım duygusuyla, gözlerimi rengarenk ufuktan çekemediğim, düzenli nefes alışverişleri arasında, an’ı an be an yaşadığım öğlenin sonrası…

Bu sakinliğin bedeli yazamamak olmasın…tek beklentim.